Bugün yanında olamadım, biliyorum. İçim rahat değil ama elimden bunu yapmak geldi, bari böyle yanında olayım.
Aynı gün doğmuşuz biz, farklı yıllarda. Hep tuhaf gelmiştir bana bu — belki de bir gün denk gelmemiz gerekiyordu.
Uzun laf etmeyeceğim, sadece iyi ki doğdun demek istedim. Sonuna kadar bak, sana bir şeyim var.
İyi ki doğdun, iyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın.
Derler ya yakınlık kilometreyle ölçülür,
bence hiç doğru değil bu.
Burnunun dibinde biri olur seni hiç anlamayan,
dünyanın öbür ucunda biri olur tam ihtiyacın olduğu an iki satır yazan.
Mesafe engel değil bence, fedakarlık ölçüsü,
ve ben her gün ekranın öbür tarafından buraya geliyorum işte.
12 Kasım'da bir ses tanıdım,
21 Mart'ta bir söz verdim,
bugün ise seni hiç olmadığım kadar çok seviyorum.
Seni Yang diye kaydettim çünkü seni düşününce gözümün önüne hep aynı şey geliyor: bembeyaz, ışıkla dolu bir oda. O kadar parlak ki gözümü açamıyorum. Yin-yang'daki Yang gibi işte — tamamen beyaz görünür ama içinde ufacık bir siyah nokta taşır. Bendeki o nokta da seni kaybetme hissi; küçük ama hep orada. Sevgi böyleymiş meğer bende — hem kör edici hem de kaybetmekten korkulacak kadar kıymetli. O yüzden Yang.
Sesli ilk konuşmamız. O günden beri sayıyorum aslında.
Resmiyete döktüğümüz gün. En sevdiğim tarihlerden biri.
"It" filmini birlikte izledik, ekranlar ayrı olsa da yan yanaydık.
Ve bugün, onu hiç olmadığım kadar çok seviyorum.
Bu hayatta seninle aynı zamanı paylaşmak en büyük şansım. Nice mutlu, sağlıklı ve birlikte geçireceğimiz yıllara.
Sana küçük bir hediye gönderdim. Aşağıdaki kod ile teslim noktasından alabilirsin.